Herkes Beyaz Tavşanın Peşinde
Beyaz bir tavşan görüyorsun, peşinden gidiyorsun. Bir eşikten geçiyorsun ve bildiğin dünyanın kuralları bir anda geçerliliğini kaybediyor.
Burası Harikalar Diyarı olabilir, ya da Matrix. Belki de Borderland. Gizemli bir ada da olabilir. Hawkins’in altında saklanan başka bir dünya. Hatta zombilerle dolu, yeraltındaki gizli bir laboratuvar bile olabilir. Alice, 1865 yılında merakına kapılıp bir delikten düştü ve Harikalar Diyarı’nda bir macerada buldu kendini. Biz de bambaşka evrenlerde, bambaşka gerçekliklerde, bambaşka dillerde onu takip etmeye tam 161 yıl devam ettik.
Bugün Alice’s Adventures in Wonderland’ı hiç okumamış biri bile onu rahatlıkla tanıyabiliyor, macerasına ortak olabiliyor. Beyaz tavşanı takip ediyor, deliğe düşüyor, aynanın diğer tarafına geçiyor. Cheshire Cat’in gülümsemesini tanıyor. Küçülüyor, büyüyor. İskambil kartlarını, cep saatlerini, çay partilerini görüyor ve bir şeylerin “tuhaf” olduğunu hissediyor.
Alice artık yalnızca bir hikâye değil, popüler kültürün ortak dillerinden biri. Ve bu dilin belki de en güçlü sembolü hâlâ aynı, beyaz bir tavşan. Alice’e onu takip etmesini açıkça söylemez Beyaz Tavşan, buna hiç ihtiyacı yoktur. Alice’in onu merakla takip etmesi için Beyaz Tavşan’ın alelacele Alice’in önünden geçmesi yeterlidir.
1865'ten Matrix'e İkonik Bir Çağrı
Bir buçuk asır sonra Neo’nun bilgisayarında beliren mesaj da bu yüzden uzun bir açıklamaya ihtiyaç duymaz. “Beyaz tavşanı takip et.” Neo kısa süre sonra omzunda beyaz tavşan dövmesi bulunan bir kadını görür ve onun peşinden gider. Morpheus’la karşılaştığında Alice referansı artık ima olmaktan çıkar. Neo’nun önüne iki hap koyar, kırmızıyı seçerse Harikalar Diyarı’nda kalacak ve tavşan deliğinin ne kadar derine gittiğini görecektir.
1999 yapımı ve çağımızın en ikonik bilimkurgu filmlerinden biri, 1865 tarihli bir çocuk kitabının dilini kullanarak bize şunu anlatır:
Ya gerçek sandığımız şey gerçek değilse?
Aslında Alice’in yaptığıyla Neo’nun yaptığı arasında yüz yıldan fazla zaman (ve de genre farkı) olsa da hareket aynıdır. İkisi de kendilerine sunulan dünyanın sınırlarını kabul etmek yerine meraklarının peşinden gider.
Ama Beyaz Tavşan ilk defa yeniden 1999’da ortaya çıkmadı deliğinden. 1967’de Jefferson Airplane, ona çoktan bir şarkı yazmıştı bile. White Rabbit, Alice’in büyüyüp küçülmesinden haplara, mantarlardan karakterlerine kadar Wonderland imgelerini 60’ların psychedelic kültürünün içine taşıdı. Yıllar sonra The Matrix Resurrections aynı şarkıyı kullanarak zincirlemeyi tamamladı: Alice’in tavşanı müziğe, müzik Matrix’e, Matrix yeniden Alice’e döndü.
Belki de Alice’in bir buçuk asırdan fazla süren gücü tam burada yatıyor. Herkes aynı tavşanı takip ediyor ama tavşan her nesli, her okuru, her izleyiciyi bambaşka tuhaflıklara götürüyor.
Kendi Gerçekliğinde Anlam Arayanlar
Ancak bazen de ortada takip edilecek bir tavşan bile yok, çünkü beyaz tavşan aslında hiçbir zaman sadece tavşan değildi, meraktı. Alice için konuşan bir tavşan, Neo için bilgisayar ekranındaki bir mesaj, Dolores için kendi gerçekliğinde açılmaya başlayan çatlaklar, Coraline için yeni sisli evinde kilitli duran küçük bir kapı…
Her karakter başka bir şeyi merak etti ama hepsi aynı nedenle diğer tarafa geçti:
Bakmamaları gereken yere bakmak istediler.
Westworld bunu Alice’i neredeyse hiç saklamaya çalışmadan yapıyor . Dolores’ın sarı saçları ve mavi beyaz elbisesi daha ilk bakışta bizlere kendini belli ediyor. Bu benzerlik tesadüf veya derinlerde yatan bir metafor değil, dizinin yaratıcılarından Jonathan Nolan, Alice’in Dolores için alınan referanslardan biri olduğunu açıkça anlatıyor. Jonathan Nolan zaten bunu belli etmekten de hiç çekinmiyor, bir sahnede Bernard, Dolores’a Alice’s Adventures in Wonderland kitabını veriyor. Dolores kitaptan, bir gecede değişip değişmediğini ve artık aynı kişi olup olmadığını sorgulayan Alice’in sözlerini okuyor. Dolores’ın bütün hikâyesini düşününce bundan daha uygun bir kitap seçilemezdi belki de.
Çünkü Dolores de kendi Harikalar Diyarı’nın içinde aslında. Etrafındaki dünya normal görünüyor, güneş doğuyor, aynı insanlar aynı yerlere gidiyor, aynı hikâyeler tekrar tekrar yaşanıyor. Ta ki Dolores bir şeylerin yanlış olduğunu fark edene kadar. Alice büyüyüp küçüldükçe “Ben hâlâ aynı kişi miyim?” diye soruyordu, Dolores ise anılarının ve gerçekliğinin parçaları çözülmeye başladıkça aynı sorunun çok daha olgun bir versiyonuyla baş başa kalıyor:
Ben kimim ve bu dünya gerçekten benim sandığım dünya mı?
Aynı zamanda bu Alice pasajı Lost’ta da karşımıza çıkıyor, Jack’in Aaron’a kitabın aynı bölümünü okumasını izliyoruz. Bir tarafta gizemli bir adada gerçekliğin kurallarını çözmeye çalışan insanlar, diğer tarafta kendi dünyasının kurmaca olduğunu keşfetmeye başlayan bir android. Bambaşka hikayeler, ancak aslında aynı hikayenin izi.
Diğer Tarafa Açılan Kapı: Coraline, Borderland ve Stranger Things
Alice özellikle gerçekliğin çatlamaya başladığı hikâyelerde sürekli karşımıza çıkıyor. Günümüzdeki Harikalar Diyarı her zaman teknolojik değil elbette. Hatta bazen düşündüğümüzden çok yakın, yaşadığımız evin bir odasında. Coraline’in yaptığı gibi küçük bir kapıyı açmamız yeterli.
Coraline, Alice’in aksine o kapının ardında kendi evini buluyor. Kendi annesini, babasını, hayatını. Ama hepsi biraz yanlış. İlk bakışta büyüleyici ve “doğru hali” gibi görünen şeyler yaklaştıkça rahatsız edici hale geliyor. Tanıdık dünyanın kuralları, bu diğer tarafta işlemiyor.
Alice’in yanında Cheshire Cat varsa Coraline’in yanında da dünyalar arasında dolaşabilen, konuşan ve her şeyi Coraline’den biraz daha iyi biliyormuş gibi davranan isimsiz siyah kedi var. Neil Gaiman bu bağlantıyı tamamen tesadüfe bırakmış da değil, Alice ile Cheshire Cat arasındaki konuşmaların ritmini Coraline ile kedinin ilk diyaloğunda bilinçli olarak yankıladığını anlatıyor.
Coraline’i Alice ile yakınlaştıran şey birkaç benzer obje değil, merakın, tuhaf bir dünyaya kapıyı açması. Alice tavşanın peşinden gider, Coraline küçük kapının arkasında ne olduğunu öğrenmek ister. İkisinin de başına gelen her şeyin başlangıcında aynı, son derece basit ve son derece tehlikeli bir soru var.
“Acaba diğer tarafta ne var?”
Sonu hiç gelmez ancak Alice bağlantısını saklamaya hiç çabalamayan bir hikayemiz daha var elbette. Alice in Borderland.
Başkarakter Arisu; Alice isminin Japonca fonetiğini taşıyor. Usagi Japoncada tavşan anlamına geliyor. Chishiya’nın adı Cheshire’ı çağrıştırıyor. Bir karakter doğrudan Hatter adını kullanıyor ve hikâyenin sonunda Arisu’nun karşısına Queen of Hearts çıkıyor. Üstelik ikisinin oynadığı oyun bile croquet. Ama Borderland’i ilginç yapan Alice’i yeniden anlatması değil. Tam tersine, Alice’in parçalarını alıp onları bozması. Wonderland’de saçma kurallar vardı, Borderland’de ölümcül kurallar var. Alice’in iskambil askerleri burada oyunun bütün sistemine dönüşüyor. Alice’in tuhaf karakterleri burada kime güvenebileceğini asla tam olarak bilemediğin insanlara dönüşüyor. Harikalar Diyarı merak uyandırırken Borderland korkutuyor.
Ama ikisinin ortasında hâlâ aynı kişi duruyor: Nerede olduğunu anlamaya çalışan Alice.
Stranger Things ise yıllardır bize bildiğimiz dünyanın hemen yanında başka bir dünyanın var olabileceğini anlatıyor. Beşinci sezonda Holly Wheeler’ın Henry’nin yarattığı gerçekliğe çekildiği bölümlerde Alice in Wonderland posteri açıkça karşımıza çıkıyor. Alice yine hikâyenin merkezinde değil ama başka bir gerçekliğe düşen çocuğun arkasında duruyor.
Ortak Popüler Kültür Dili ve Metinlerarasılık
Çünkü artık Alice’i açıkça göstermeye gerek yok, referansı görünce hepimiz anlıyoruz.
Bir tavşan gördüğümüzde takip edilmesi gerektiğini biliyoruz, bir aynaya vurgu yapıldığında diğer tarafında bir şey olmasını bekliyoruz. Küçük, yasak bir kapı gördüğümüzde açılacağını biliyoruz. Bir karakter bize “Wonderland” dediğinde oranın her gün sokaklarına yürüdüğümüz bir yer olmayacağını biliyoruz. Biri kurnaz kedi gibi gülümsediğinde ona yüzde yüz güvenmememiz gerektiğini hissediyoruz.
Belki metinlerarasılığın popüler kültürdeki en güzel tarafı da tam olarak bu.
Referansın kaynağını bilmeden hikayeyi izleyebilirsin, ama referansı yakaladığın anda hikâyenin içinde gizlenmiş ikinci bir hikâye açılır.
Neo’nun beyaz tavşanı artık sadece bir dövme değildir. Dolores’ın mavi elbisesi sadece bir kostüm değildir. Coraline’in kedisi sadece bir kedi değildir. Arisu sadece farklı dildeki bir isim değildir. Alice bize ekranda görünmez ama ruhu her zaman oradadır, belki de bir küçülüp bir büyüyor, ya da çay partisinde oturuyordur.

Dijital Çağın Tavşan Deliği
Peki ya biz? Biz tavşan deliğinden nasıl düşüyoruz?
Bir film izlemek istiyoruz.
Letterboxd’a girip puanına bakıyoruz.
Birisi filmin aslında feminist bir alegori olduğunu yazmış.
Başka biri yönetmenin bunu 2007’de verdiği bir röportajda doğruladığını söylüyor.
Röportajı ararken sekiz yıl önce paylaşılmış bir Tumblr postuna düşüyoruz.
Oradan bir Tiktok editi.
Bir Reddit başlığı.
“Bu karakter aslında şunu temsil ediyor” diye başlayan 47 tweetlik bir thread.
Filmin kostüm tasarımcısının ilham aldığı akımları anlattığı bir röportajı.
YouTube’da iki buçuk saatlik bir video essay.
Letterboxd’a geri dönüyoruz.
Başka biri “Bunu anlamak için önce 1977 yapımı şu filmi izlemeniz lazım” yazmış.
İzliyoruz.
Saat 03.17.
Başlangıçta hangi filmi araştırdığımızı artık hatırlamıyoruz.
Tebrikler. Tavşan deliğinden düştük.
Alice’in düştüğü tavşan deliği 160 yıl sonra internet çağının en kullanışlı metaforlarından birine dönüştü ve belki de Alice’in bu kadar uzun süre hayatta kalmasının nedeni tam olarak da bu.
Alice’i tekrar tekrar uyarlamıyoruz, onun dilini konuşuyoruz.
Bu yüzden Wonderland bazen rengarenk bir çocuk kitabı, bazen 60’ların psychedelic dünyası, bazen Matrix’in kodları, bazen Westworld’ün kusursuz görünen yapay gerçekliği, bazen Coraline’in annesinin düğme gözleri, bazen Borderland’in ölüm oyunları, bazen de Hawkins’in karanlık bir yansıması olabiliyor.
Her nesil Wonderland’i değiştiriyor ama giriş kapısının önünde hep aynı şey bekliyor:
Beyaz bir tavşan.

Hot Take:
Alice’s Adventures in Wonderland’a yapılan her gönderme bir metinlerarasılık harikası değil, bazen de sadece bir estetik kısayol.
Bir karakter tavşanı takip ediyor, bir delikten düşüyor, kırmızı bir kraliçeyle karşılaşıyor, iskambil kartları kullanıyor diye o hikaye otomatik olarak Alice’in mirasını yaşatmıyor. Yalnızca fark etmesi ve işlemesi daha kolay ancak derinlik içermeyen birkaç simge oraya buraya serpiştiriliyor. Bazen de tavşan, yalnızca bir tavşan olabilir.